YAZMAK ÜZERİNE
- 1 Eyl 2022
- 3 dakikada okunur
Woolf “Yazma’ya dair on öneri”sinin birinde; “Otuz yaşına gelmeden hiçbir şey yayınlamayın. Eğer yayınlarsanız özgürlüğünüz kısıtlanır. İnsanların fikrini önemsemeye başlarsınız.” Der. Son önerisini ise “Her cümle, kalbinde mutlaka minik bir kıvılcım barındırmalıdır.” Diye bitirir.
Daha sonra da; “Sayfalar dolusu saçmalayın. Aptal olun, duygusal olun, Shelley’i taklit edin; içinizden gelen her sese kulak verin; dil bilgisi kurallarını da teknik ve biçimsel alanda bilinen tüm kurallarla beraber ihlal edin; dökün; devirin; kendi keşfiniz olan, olmayan her türlü kelimeyi kullanın, şiirsel bir biçimde, düz yazı bir metinde, ya da elinize geldiği gibi bir çırpıda yazılan anlamsız sözlerle öfkelenin, sevin, alay edin. Ta ki yazmayı öğrenene kadar.” Diye söyler. Benim de arkadaşlarıma, dostlarıma ve gençlere, yazmak isteyenlere söyleyeceklerim bunlardır. Bu sözler çok hoşuma gider.
Daha sonra ustalık başlar. Sakın bu sözüme de aldanmayın, bu amatör duyguyu hep taşıyın. Her yazıyı, şiiri okuyunca, usta ve işin erbabı olan yazarı daha iyi tanırsınız ve takdir edersiniz. Ben hala amatör bir duyguyla yazdığım düşüncesindeyim.
Ahmet Arif, yirmi yıl bekleyen şiirine yönelik “Ben şiirlerimi çok bekletirim. Mesela yirmi yıldır hiç dokunmadığım şiir var. Öyle kalsın…Damıtılsın…Bir yere takılmışımdır. Oraya layık, oraya yakışan bir bölüm oluncaya kadar beklesin. Çünkü başı sonu iyi, arada bir sıradan, esnaf işi olmasın… Ben, buna çok saygı duyarım.” Demiş.
“Maviye Maviye çalar gözlerin…”
“Bu iki mısra var ya, belki bir on yıl değil, daha fazla, çok daha fazla bekledi.” Diye söylediklerine ilave eder.
Ahmet Arif’in de söylediklerini yabana atmayın. Ama yazın, dağda, taşta yürüyüşlerinizi, kuşların sesini, insanların yoldaki telaşını üşenmeden yazın.
O zaman yaza yaza güzeli bulursunuz. Fakat yine de memnun olmazsınız. Bir de mükemmeliyetçiliğiniz tutar. Ahmet Arif’e hak verirsiniz.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu gibi, Anadolu türkülerini dinledikçe şairliğinizden utanırsınız.
Nermidil Erner Binark’ın “Sadece Anı Değil” kitabının sonuna bir not düşmüşüm “Hasibe’yi en güzel anlatan cümle” diye yazmışım. Bu cümleyi de sizlere aktarmak isterim. “Bizim Hasibe, iplik kadar ince ve demir kadar kuvvetliydi.” Diye evlerindeki yardımcı Hasibe’yi anlatan Nermidil hanımın yazdıklarını olduğu gibi sizlere aktarayım. “Kastamonu’nun Küre kazasından Hasibe, bütün zor işleri başarırmış. Köyde, hayırsız oğlunun ve tembel kocasının yapmadığı tarla işini de saat beş buçukta kalkıp Hasibe yaparmış. Hayvanları sabana koşup gün ışımadan tarlayı sürer, ayrıca tarlaya gitmeden evvel biri görme özürlü üç çocuğuna ve kocasına çorba da pişirirmiş. Bu kadar işe can mı dayanır! Ama bizim Hasibe, iplik kadar ince ve demir kadar kuvvetliydi.” Diye son cümlesinde Hasibe’yi ne güzel anlatıp özetlemiş.
İşte yazma böyle güzel bir şey. Güne not düşmek, geleceğe aktarmak, güzel bir uğraş olsa gerek. Bu yazılanlar yıllar sonra bir değer olup böyle karşınıza çıkıyor. Küçük küçük notlar alın, onlardan daha sonra koca sular doğacaktır, sesi mırıldanıp sizi ve hepimizi oyalayacak, yazdıklarımız o denizimize ulaşacaktır.
Mehmet Fuat da; “Şairin Eleştirmeni Kendisidir” başlıklı yazısında; Şiir yazacaklara öğüt verir. Şiir yazmak isteyenlere yol önerir. “Önce bir şiir eleştirmeni olmalarını sağlayacak kadar çok şiir okumalarını, özellikle yazdıkları dilin bütün şairlerini tanımalarını, şiir üzerine yazı, eleştiri, inceleme, ne bulursa toplayıp kendine bir şiir kitaplığı kurmalıdır.” Der.
Yazmak üzerine bugün bunları yazdım. Belki yazmak isteyenlere faydalı olur diye düşündüm.
İlhan Berk’in “Şiirin Gücü” başlıklı yazısından da bir alıntı yaparak bu deneme yazımı bitirmek isterim.
“Ben şiirin gücünü hiçbir şeye değişmem: Değişmem, çünkü-savaş da dahil- şiirin bütün kötülüklerin, pisliklerin üstesinden geleceğine inanırım.” Der.
Bundan mıdır bilmem; Çinliler eskiden devlet memuru alacakları zaman, adayın şiir ve müzik bilgisini” yoklar, buna bağlı sınav yaparlarmış.
Hoşça kalın.
Hasan OKURSOY 23 Ağustos 2020 Yelki



